Banu Avar ile Yorum

Banu Avar

Banu Avar ile Haftalık Yorumlar

All Episodes

"Mustafa Kemal Atatürk’ü 83 yıl önce kaybettik. Onu andığımız her an düşüncelerini anlamaya, adımlarını takip etmeye çalışsaydık bugün içinde bulunduğumuz durumda olmazdık. (...) O, yabancı sermayesine karşı, tam bağımsız ekonomiyi ve tabii ki sanayileşmeyi ilk hedef yapmıştı. Sonrasında ne oldu? Özgürleştik! Özgürleştikçe ve sözüm ona demokratikleştikçe Batı’ya köleliğe doğru yol aldık. Kapılarımız ardına kadar yabancı sermayeye açıldı. Yabancı sermayeyi teşvik kanunu çıkardık. Petrol kanunu çıkardık, tam bağımsızlığımız için savaştığımız ülkelerle ikili anlaşmalar yaparak boynumuza prangalar taktık! Milli ekonomi dönemi bitti, yarı sömürge dönemi başladı. Attila İlhan sürekli bu konunun altını çizerdi. “Demokratik özgürlükler!” derdi. “Ekonomik bağımsızlık olmazsa hiçbir işe yaramaz!” Ekonomik bağımsızlık ise ‘sanayileşme’ ile olur.  Atatürk’ü politika esnaflarının çamuruna bulanmadan analım bu bir, ikincisi buradan da duyurayım 10 Kasım günü İskenderun Yükseliş Kolejinde öğrencilerle buluşacağım. Bunu sosyal medyada duyurduğumda, belli bir çevre diyelim, galiz yorumlarla cumhuriyete ve Atatürk’e saldırdı. Bu zavallı zevat Gazi paşaya küfrederken onlarca yıllık bir oyunun piyonlarıydı. Kuklacının parmakları ucundaki bu kuklalar ipin ucunda kıvrıla büküle hayatlarını borçlu oldukları atalarına bir süre daha küfür ettirilecekler. Sonra yavaşça tarihin karanlıklarına sinip ortadan kaybolurlar! 10 Kasım 2021'de İskenderun'da buluşmak umuduyla...

Nov 9

5 min 23 sec

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun! Bugüne özel yayınımız : Banu Avar'la Yorum 64.Bölüm : Cumhuriyet Batı’nın Deli Gömleğinde! "Özetle, Türkiye uzun zamandır bağımlı bir ülkedir. Batı’nın iki dudağı arasında kararlar almak zorundadır ve bu Türkiye’nin yöneticileri eliyle gerçekleştirilmiştir. Cumhuriyetimiz 98 yaşında… Büyük bir sınavdan geçiyor. İnanılmaz uçurumların kenarında dolaşılıyor ama cumhuriyet aşkı halkın kalbinde yaşıyor. Bir gün Cumhuriyetin demokrasisini kuracağımız günler de gelecektir." Youtube:https://youtu.be/pESKZtj9laQ

Oct 28

7 min 21 sec

Banu Avar'la Yorum'un 63.Bölümü : ATATÜRK'ÜN 26 EKİM HALEP MÜDAFAASI   26 Ekim 1918 Halep Müdafaası, 29 Ekim 1923’ün Tohumlarının Atıldığı Yerdir!   Mustafa Kemâl Paşa, 1918 Ağustos’unda Filistin’de bulunan 7. Ordu Komutanlığı’na tayin edildi. İlk paylaşım savaşı bitmek üzereydi. Osmanlı İmparatorluğu’nun son demleriydi. Ordu darmadağınıktı ve başında Alman subaylar vardı.  (...)  25 Eylül’de Amman düştü, 30 Eylül’de İngilizler Şam’daydı. 1 Ekim’de Fransız ve İngiliz kuvvetleri Beyrut’u da işgal etti. …Ve Yıldırım Orduları 6 Ekim’de Halep’in güneyinde bir araya geldi. Suriye Cephesi Komutanı 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemâl’di.  (...)  26 Ekim 1918 günü Türk Kuvvetleri’nin geri çekildiğini sanan Arap ve İngilizler, saldırıya geçtiler. Mustafa Kemâl’in aldığı düzenek karşısında şiddetli bir direnişle karşılaştılar, perişan edildiler. İngiliz Süvari Ordusu ve silahlı Arap çeteler darmadağın edildi ve 1. Dünya Savaşı’nın son savaşı ‘Katma Meydan Savaşı’ kazanıldı! Mustafa Kemâl Paşa bu zaferden sonra, “Bir hat tespit ettim ve sınırladım. Kuvvetlerime emir ettim ki; düşman bu hattın ilerisine geçmeyecek.” demişti.  Dediği gibi oldu!  (...)  Vatan savunusu için kurulacak müdafaa-i hukuk örgütlenmesinin ilk oluşumu burada başladı! Türklerin kendi toprakları için savaşacaklarını öngörerek bölge halkına silah dağıtmış ve çete harbi için milis kuvvetleri kurulmasını planlamıştı. Kısacası, 26 Ekim 1918 Halep müdafaası, 29 Ekim 1923’ün tohumlarının atıldığı yerdir. Bu unutulmamalı! Youtube : https://youtu.be/McuwtFfFT1g

Oct 25

6 min 35 sec

‘Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır! Ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır!’ Böyle demişti. Çevresine ve tüm vatana sızmış solucanların O’nun ölümünden sonra hızla faaliyete devam edeceklerini biliyordu. Aynı zamanda bu milletin azmine ve İRADESİNE sonuna kadar inanıyordu. Bugünküne çok benzer şartların içinden geçmiş, hıyanetin her çeşidiyle yüz yüze gelmişti… Anadolu fiilen işgal edilirken, aynı zamanda çeşitli ‘cemiyetler’ vasıtasıyla içten çökertme operasyonu da devreye girmişti. İngiliz Muhipleri Cemiyeti bunlardan biriydi. O yıllarda da İngilizlere muhabbet duyanlar para ve güce “âşık” olanlar İngilizlerle el ele vermişti. İngiliz Muhiplerini ve diğer Kurtuluş Savaşı'ndaki hainleri anlattık bu bölümde. Zafer Bayramımız kutlu olsun! Youtube'da görseller eşliğinde izlemek için : https://youtu.be/udIZ59Nsklg

Aug 30

8 min 19 sec

Avrupa’nın en uzun sahil şeridi bizim,toplam 8272 kilometre uzunluğunda bir sahil ! Ama kullanılamayan bir sahil. Üç tarafı deniz olan ülkemizde Osmanlı İmparatorluğu döneminde denizlerimizde şehir hatları vapurlarından tutun da tüm yük ve yolcu taşıma hakları yabancılara aitti. Osmanlı devleti, yabancı devletlere KAPİTÜLASYON hakkı vererek tüm taşıma haklarını yabancı bandıralı gemilere devretmişti. Yani kıyıları, karasuları göl ve akarsularında yürüttüğü tüm denizcilik faaliyetlerini, yani kabotaj hakkını devretmek zorunda kalmıştı. Türklere deniz ticareti de, yolcu taşımacılığı da, kendi karasularını kullanmak da yasaktı! Gemiler eski ve küçüktü. Yapılmış liman yoktu. Limanlar ve deniz taşımacılığı büyük oranda yabancı şirketlerin elindeydi. 1923’te önce denizcilikle ilgili yönetim yapılanması gerçekleştirildi. 11 Nisan 1926’da Kabotaj Kanunu kabul edildi. 1 Temmuz 1926’da Kabotaj Hakkı yasalaştı! 1923 yılında, yelkenliler dahil 34 bin ton olan deniz taşıma gücü, 1927’de 130 bin tona çıkarıldı. 1933 ‘de çıkarılan bir yasayla deniz taşımacılığının büyük bölümü ve limanların tümü devletleştirildi. 1937’de Denizbank kuruldu, özel taşımacılığa son verildi. 80 yıl sonra denizlerde Osmanlı Kapitülasyon şartlarına geri dönülmüştür! Yük ve yolcu taşıması yabancı bandıralı gemilerle yapılmaktadır. Yabancı bayraklı gemilerle taşımacılık özendirilmiş, Türk bayrağıyla işletmecilik zulüm haline getirilmiştir. Hemen hemen tüm limanlarımız yabancıların eline geçmiştir. Güney sahillerinde İngiliz, Alman, Fransız şirketlerinin hükmü sürmektedir. Denizbank artık bizim değildir. Hani 1923‘te İzmir İktisat Kongresinde ticaret erbabı bir manifesto yayınlamışlardı ve şu sözleri etmişlerdi ya “Yabancı sermayeli firmalar, Ermeni ve Rumları kullanarak sahillerimizde çalışıp, kemiklerimizi emerek, paramızı alıyorlar!’’ 100 yıl önce böyle demişlerdi. Durum yine o merkezdedir. Kabotaj Bayramını gerçekten kutlayacağımız günlere diyelim.

Jun 30

3 min 4 sec

Sezgin Baran Korkmaz'dan Sedat Peker'e , Hashim Taci'den PabloEscobar'a yerli ve yabancı orta sınıf mafyatik isimler üzerinden Mafyokrasiyi anlattık.   Bu sistem organize suç şebekeleriyle el ele yürür. Bakın BM Uluslararası Uyuşturucu ve Suç Ofisi  zaman zaman uyuşturucu trafiği rotalarını açıklıyor.  Ve ne ilginçtir ki, bu rotalar savaş çatışma ayaklanma olan coğrafyalarla  çakışıyor. 1 trilyon dolarlık bir para uyuşturucu bağlantılı olarak dünyayı dolaşıyor. E bununla ilgilenmeyen bir oligark bir para babası bir mafyoz ya da  suç şebekesi olabilir mi ?!    Kapitalizm mafyokrasinin ta kendisidir. Saygın siyasiler mafyanın derinlikleriyle nefes alır. En lüx hayatları var eden en rezil bağlantılardır.  Ve tüm bunlara son verecek olan azimli ve kararlı halklardır. https://youtu.be/go7mzLh5JK0

Jun 24

10 min 55 sec

Atatürk dâhice çarelerini sadece yaşadığı gün için değil, çok sonrası için de formüle etmişti. 1920’de durumu söyle saptıyordu: “Batılı devletler, ancak, zayıf ve kararsız hükümetler sayesinde amaçları doğrultusunda ilerleyecekler, zayıf ve kararsız hükümetler, dış baskılara boyun eğerek, iç kuvvetlerin gelişmesini kısıtladıkları gibi, kamuoyunu da devamlı surette korku ve endişe içinde tutarak, resmi ya da gayrı resmi kararların alınmasına engel olacaklardır.”  Düşman devletlerin özellikle İstanbul’da işbirlikçi zevat vasıtasıyla, yanlış telkinlerle halkın yönlendireceğini, Türkiye’nin içeriden kuşatılacağını ve son aşamada, milli güçlerin geniş çapta tutuklamalara uğrayacağını, susturulacaklarını ve ‘idam hükmü taşıyan barış şartlarının tebliğ edileceğini’ söylemişti. Ocak 1920’de bugünü tarif ediyordu!   İşte bu koşullarda halkın örgütlenmesi, makûs talihine karşı “Yeter!” demesi için harekete geçilmişti:  Hareketin ilkeleri, 6 ay önce, Haziran 1919’da Amasya Genelgesi’nde kâğıda dökülmüştü:   İşte 102 yıl önceden kurtuluşun şifreleri… Durumun doğru tespiti ve çözüm!   1- Yurdun bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir.   2- İstanbul'daki hükümet, üzerine aldığı sorumluluğun gereklerini yerine getirememektedir. Bu durum ulusumuzu yok olmuş gibi gösteriyor.   3- Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır.   4- Ulusun durumunu ve davranışını göz önünde tutmak ve haklarını dile getirip bütün dünyaya duyurmak için her türlü etkiden ve denetimden kurtulmuş ulusal bir kurulun varlığı çok gereklidir.   5- Anadolu'nun her yönden en güvenli yeri olan Sivas'ta ulusal bir kongrenin tezelden toplanması kararlaştırılmıştır.   6- Bunun için bütün illerin her sancağından, halkın güvenini kazanmış üç delegenin olabildiğince çabuk yetişmek üzere hemen yola çıkarılması gerekmektedir.   7- Herhangi bir kötü durumla karşılaşılabileceği düşünülerek bu iş, ulusal bir sır gibi tutulmalı ve delegeler gereken yerlere kimliklerini gizleyerek gelmelidirler.

Jun 21

5 min 52 sec

Onsuz bir yıl geçti. O kadar özledim ki tarifi imkânsız. Yıl 2000’di. O sıra çalıştığım kanal TV 8’de tanışmıştık. Beni en çok heyecanı etkilemişti. Çocuk ruhluydu, değişkendi ama o karaktere uymayan bir özelliği vardı: Çok ama çok disiplinliydi. Çok çalışkandı. Çok mütevazı ve çok yardımseverdi.   Anadolu’nun dört bir yanına on binlerce kitabını dağıttı.  Metin ve eşi Müzeyyen’in yaşamları örgütlü mücadele içinde geçmişti, son derece hızlı bir ritimde yaşamışlardı. Hastalık yaşamlarına kara bir bulut gibi girmişti. Yine de pes etmedi!  Gençlerle, emekçilerle tanışmak onu en mutlu eden, heyecanlandıran durumdu.   Sadece siyasi konular değil özel yaşam, eşler, çocuklar, insanlar arasındaki ilişkiler, sevdiğimiz ve sevmediğimiz kişiler ve daha pek çok konuda saatlerce konuşurduk. Hiç bıkmadan uzun saatleri birlikte geçirir, başkalarına saçma gelebilecek şeylere gülerdik.  Son görüşmemizde yine tekrarlamıştı: “Yaşam öykünü bekliyorum unutma ha!” “Ölmeye yakın yazacağım da!” demiştim. Gülmüştük. Ah Metin... Bıraktın gittin.Bak bir yıl geçiverdi bile! Bu millet seni unutmuyor, unutmayacak! Emeklerin heba olmayacak. https://youtu.be/unLcXxyPOQk

Jun 15

7 min 3 sec

Biden iş başına gelişinin 5.ayında  Erdoğan ile 40 dakika görüştü diye havaya sıçrayanlar var. Bu 40 dakikalık görüşmede hiçbir şeyin görüşülemediği ve en önemli 3 konuda her şeyin masada olduğu gibi durduğu açıktır. Erdoğan birkaç dakika evvel bu durumu açıklamıştır. Daha farklı bir şey de beklenemezdi. Birincisi Türkiye her şeyiyle  ABD’ye borçlu hem de onyıllardır. O zaman da Amerika'nın PKK YPG ittifakına karşı en ufak bir yaptırım yapamıyor. Şikayet edip duruyor o kadar! Amerika da PKK’ya yardımı tanklarla da taçlandıracağını açıklayıveriyor. Bizimkilerde tıs yok! Hala Amerika'nın Büyük Kürdistan hayalinin vazgeçilemez olduğunu anlayamıyorlar! Biden-Erdoğan görüşmesini kısaca değerlendirdim... 

Jun 14

4 min 34 sec

Cumhurbaşkanı bir suç örgütü liderinin açıklamalarını dikkate alanlara ateş püskürüyor . Ama esas yapılması gereken iddiaları araştıran bir komisyonun oluşturulması!!! Bundan şiddetle kaçınılıyor. Peker eski İçişleri Bakanı’nın oğlunun evinde çıkan para kasalarından giriyor, ünlenivermiş gazetecilerin mafya otellerinde beleş tatillerinden çıkıyor! O gazeteciler birden sırra kadem basıyor. Ortalık toz duman! Mehmet Ağar’ın Yalıkavak Marina'daki benzin istasyonunda mazot kaçakçılığını yönettiğini iddia ediyor, Süleyman Soylu ile ilgili iddiaları arşa değiyor. Medya patronlarının Türk milletinin milyarlarca lirasına ne şekilde el koyduğunu belgeliyor. Yetkililer susuyor. Demokratmış gibi yapan ülkelerden birinde olsak (Almanya İngiltere vs) en azından bir soruşturma komisyonu bağırsakları temizlermiş gibi yapardı. En azından birilerini yerinden oynatır belli bir kesimi rahatlatırdı. Burada o da yapılamadı. Bu bölümde Roma'dan bu yana devam eden mafyokrasiden bahsedeceğiz. Dinleyin...

Jun 11

9 min 36 sec

Mayıs ayının büyük kısmını Sedat Peker videoları muhabbetiyle geçirdik. Peker haziranda da milleti oyalayacak gibi. Bu videolarda çoğumuzun yıllardır bildiği şeyler ortaya döküldü. Herkes konuştu, şaşıranlar oldu, şaşırmış gibi yapanlar oldu. Sedat Peker videoların muhalefete olan açlığın simgesi oldu... Videoların izlenme rekorları kırması, yaşı müsait olanları 25 yıl geriye götürüyor. 80'lerin sonunda birinci ve ikinci MİT raporlarını hatırlıyorum. Günlerce gazetelere yapışmıştık...  Genç arkadaşlar için küçük bir özet yapmaya çalışacağım. Miyase İlknur, Zehra Özdilek ve Tuğba Özer'in hazırladığı "Kirli Üçgen: Siyaset Mafya Ticaret" Yazı Dizisi

May 31

6 min 25 sec

19 Mayıs kutlu olsun!   "Dünün şartları bugünle birebir aynı mı ki dünden feyz alalım?" diye soran arkadaşlar bir anlamda haklı. Tarih laboratuarı, değişen koşulları akıl ve bilim ışığında değerlendirenlerin başarıya ulaştığını kanıtlıyor. Ama genel durum ve batılı devletlerin stratejileri büyük benzerlik taşıyorsa, geçmişten ders alıp bugünün koşullarıyla sentezleyecek olanlar kesinlikle kazanacaktır... Bugünkü koşullar 100 yıl önceki koşullara çok benzemektedir.. Batılı devletlerin Ortadoğu ve asya paylaşımı için gırtlaklaşmalarından tutun da  bölge ülkelerindeki iktidarların bir taraftan diğer tarafa savrulmaları, fakirleşen halklar ve satılan iktidarlar,  faşizmin giderek artan ayak sesleri  o döneme çok benzemektedir… Çürümüş Osmanlı imparatorluğu öyle bir dönemin sonunda tarihe karışmıştır..   19 Mayıs günü Milli direnişin sembolüdür! https://youtu.be/KO0V2Zytzv4

May 19

10 min 56 sec

9 Mayıs akşamı genç kardeşlerimin kurduğu düşünce oluşumu  Hararet'in "Bir Ömür Gazeteci: Banu Avar" adlı söyleşisinin konuğuydum. Çocukluğuma, gençliğime ve meslek hayatıma dair soruları cevapladım. Meraklısının ilgisine sunarız.   Söyleşinin tamamını izlemek için : https://youtu.be/hqMmuwt46KA

May 17

1 hr 20 min

Bayramınız mübarek olsun... Moşe Dayan, 1967 savaşından sonra  niyetlerini çok açık söylemişti: “Ey Filistinliler! Bizden size çözüm gelmez.Daha da kötü şartlarda yaşayacaksınız! İsteyen çeker gider, giden kurtulur, kalan  çeker!!!’ Ve kalanlar çekti. Ayrıca bu gibi şartlar altında kalan birçok coğrafyada olduğu gibi ayrıştılar, birbirine düşürüldüler.İstihbarat teşkilatlarına yem oldular.Hamas ile El fetih gibi iki farklı cenah birbirini yedi. Liderler cellatlarına yanaştı,gizli toplantılarla dış istihbaratların oyuncağı oldu ve olan Filistinliye oldu. Oradaki dostları tanışları düşündükçe, evlerine konuk olduğumuz asil ruhlu çok özel Filistinli aileleri yadederken içim kan ağlıyor. Ama unutulmasın Filistinliyi yok edemediler, yepyeni bir kuşak var..Yeniden kurtuluş diyorlar.Farklı bir bakışları var!! Hepimizin bayramı mübarek olsun…

May 12

8 min

Bugün 'Kıbrıs'ta ne oluyor' diyenlere küçük özet yapmak istiyorum. Çünkü garip bir değişim var tam da bugünlerde. Birden bire sinsi politikaların krallığı İngiltere iki devletli çözümden söz etmeye başladı. Ya da söz ettirmeye. Önce İngiliz Bulvar gazetelerinde Türkiye’nin haklılığı, Kıbrıs’ta iki devletli çözümün kaçınılmaz olduğu haberleri çıktı. Ardından Dışişleri Eski Bakanı Jack Straw ve İngiliz uzmanlar "İki devletli çözüm" dediler. Bu Rauf Denktaş'ın yıllar önceki tezidir. Birden bire adada federasyon, söyleminden iki devletli çözüm söylemine geçilmesi ilginçtir. Gerçi İngiliz yetkililerin bu konuda resmi bir açıklaması olmadı ama hükümete yakın bulvar gazetelerinde sonrasında da eski bakanlardan ve siyasi uzmanlardan iki devletli çözüm söylemini duyduk. Bu Ada İngilizler için, 50 yıl önce ne kadar hayatiyse, bugün daha da fazla öyle! Başbakan Macmillan, “Mısır’ı kaybettik ama Kıbrıs, alternatif üstür” demişti. “Kıbrıs Adası’nı kim elinde tutarsa, İskenderun limanını ve Türkiye’nin arka kapısının kontrolünü de elinde tutar.” diye eklemişti. Bunu hiç aklımızdan çıkarmayalım. Yayınımızı dinleyin...

May 6

11 min

Bugün 1 Mayıs İşçi Bayramı... Çoğunlukla emekçi sınıfın 1 Mayıs’tan haberi bile olmaz. Genellikle hak hukuk tanımayanlarca o gün de çalıştırılırlar. Ya da salgın falan diye eve kapatılırlar. 10 yıl önce bir yazı yazmıştım. “SAHTE 1 MAYIS” başlıklı bir yazıydı. İçi boşaltılan ve bölücülerin bayram ettiği  sahte bir ‘1 Mayıs Bayramı’ndan söz etmiştim. 10 yıl geçti. Bugün de farklı bir oyunun içindeyiz artık yok sayılan bir ‘1 Mayıs’ var. İşçi ve emekçinin artık bir dilim ekmeğe muhtaç olduğu, tüm kanunların çiğnendiği, sendikaların yasaklandığı, işten atılmaların yaygınlaştığı kısacası orman kanununun hâkim olduğu günlerdeyiz. Salgın da işin tuzu biberi... İşçi ve emekçilerin meydanları dolduracağı ve emeği kutlayacağı günleri görebilmek dileğiyle 1 Mayıs kutlu olsun TÜM EMEKÇİLERE!

May 1

3 min 45 sec

Bugün 50.yayınımızı yapıyoruz . 10 Kasım'dan beri sizlerle haftada 2 kez Youtube,Spotify ve diğer sosyal mecralardan buluşuyoruz. 50.bölümü sizlerden gelen sorulara ayırmak istedik. İç politikaya ve dış politikaya dair sorular,kişisel sorular gibi gruplara ayırdık. Bazıları çok kapsamlı sorulardı. Onlar ayrıca bir programı hak eden sorular. O sebeple daha sonraya bırakıyoruz o soruları.  Bazılarına bu yayında cevap bulacaksınız. İlginize ve sevginize çok teşekkür ederim. Daha nice 50 programlara!

Apr 30

12 min 50 sec

23 nisan 2014’te başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan bir ilke imza atmıştı. Açıklaması şöyleydi: “20. Yüzyıl başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz .” Geçen yıl 24 nisanda da Erdoğan, Ermeni Patriğine bir mektup yolladı ve 1. Dünya Savaşı'nda hayatını kaybeden Osmanlı Ermenilerini saygıyla anıyorum’ demişti. 2015’te ilk kez bir hükümet mensubu sözde Ermeni Soykırımının 100.Yıl ayinine katıldı ve taziyelerini sundu. Avrupa Bakanı Volkan Bozkır Kumkapı'daki kilise ayininde kameralara "1916’dan beri bu ayine katılan ilk bakanım." dedi ve 'bundan onur duyuyorum' dedi. Çanakkale'de papazlara ayin yaptırıldı. Prens Charles huzurunda Ermenilere taziye dilendi yani aslında Türkiye yapmadığı soykırım için özrünü diledi! O nedenle Biden’ın ne yaptığının hiç önemi yok!

Apr 26

12 min 40 sec

23 Nisan’ın çocuk bayramı olması düşüncesinin fikir babası Atatürk’tür.[1] TBMM’nin açıldığı 23 Nisan 1920 gününün akşamı, Yunus Nadi, Ruşen Eşref, Hacı Feyzullah Efendi ve Mazhar Müfit Bey’in hazır bulunduğu bu sohbette soruyorlar:  “Paşam! Bugün Büyük Millet Meclisi’ni açtık. Bunu bütün milletimize ve İtilaf Devletleri’ne ilan ettik. Fakat bugünün adı ne olsun?” Atatürk şu cevabı veriyor : “Efendiler! Osmanlı İmparatorluğu, 600 yıl bu milletin kaderine hâkim olmuştur. Bugün Osmanlı İmparatorluğu kısmen dağılmış olmasına rağmen İstanbul’da bir hükümeti mevcuttur. Osmanlı İmparatorluğu’nun yanında, bugün bizim açtığımız meclis çocuk kalır. Onun için, bugünün adına çocuk bayramı diyelim. Bu çocuk büyüsün, kendi zaferini kendisi ilan etsin.” Atatürk’ün bu sembolik “çocuk bayramı” düşüncesi yine bizzat Atatürk’ün hamiliğini yaptığı bir Cumhuriyet kurumu olan Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin öncülüğünde zamanla gerçekten bir “çocuk bayramı”na dönüşmüştür.. Bunları Tarihçi Sinan Meydanın Panzehir kitabından okudum.. Mutlaka okuyunuz.. 23 Nisanınız kutlu olsun!

Apr 22

6 min 29 sec

23 nisan haftasına Attila İlhan’ı anarak başlamak istiyorum... Tam 31 yıl önce, 1990'da yazdığı "Üç Atatürkçülük" başlıklı bir makalesi vardır. Bu makalede son derece önemli tespitler art ardadır.  Bu yayınımızda çok önemsediğim bu makaleyi sizlere sunmak istiyorum. Atatürk’ün ilke ve inkılâplarının bir özetini isterseniz dinleyiniz.

Apr 19

4 min 38 sec

Haritaya iyice bakalım. Karadeniz'in ortasına uzanan kırım yarımadası. Kuzeyde Ukrayna, doğusunda Rusya ve Rusya-Ukrayna sınırında son günlerde sık sık adından söz edilen Donbas Havzası... Amerika ile Rusya arasındaki restleşmenin öznesi işte burası. Ukrayna Rusya'nın eteklerinde Amerika'yla Nato'yla cilveleşirken ateş hattında olan bir bölge Donbas.. Donbas bölgesindeki Donetsk kentinin girişinde "Donbas Ukrayna'nın kalbidir" diye yazar.. Bu bölge Avrupa'nın dördüncü büyük maden bölgesi. Donetsk Havzası’ndaki kömür rezervinin 100 milyon ton civarında olduğu tahmin ediliyor. Rusya’nın savunma sanayi bu bölgeye bağlı.. Bu bölge de Rusya’ya… Rus tankları Donbas’da çıkarılan bir demir cevheriyle üretiliyor. Rus savaş helikopterlerinin motorları Donbas’taki fabrikalarda yapılıyor. İşte böyle bir bölgeden söz ediyoruz... (...) Biden yönetimi, “Sözde müttefiktir şudur budur ama Türkiye’yi Rusya’ya itmeyelim, Atlantik’te tutalım” diyor. Ukrayna krizinin Türk-Rus iş birliğini de çökertmesini hesaba katıyor. Mesela Erdoğan yönetiminin Ukrayna'ya İHA satışından Kırım’a verdiği desteğe kadar uyguladığı politikanın Rusya'yı kızdıracağı malum… Ayrıca NATO tatbikatının ve devamının Rusya ile Türkiye’nin arasını iyice soğutacağı hesaplanıyor.

Apr 15

8 min 37 sec

Mayıs ayında Avrupa'yı Savunma - Defender Europe 21 adlı tatbikat yapılacak.    Amerika, Balkanlar ve Karadeniz üzerinden Rusya’ya karşı büyük bir savaş tatbikatı için kolları sıvadı. 1 Mayıs’ta başlayacak ve 14 Haziran’a kadar sürecek bir tatbikat bu ve NATO'nun son 25 yılda yaptıklarının en büyüğü. On binlerce asker bölgeye akıyor. Montrö Anlaşması nedeniyle yabancı askeri gemiler boğazlardan geçmeyecek ancak Amerikan Birlikleri gerek Yunanistan'ı kullanarak Ege'ye, gerek Romanya'yı kullanarak Karadeniz'e girebiliyor. Karadeniz’e sınırı olan Ukrayna, Bulgaristan, Romanya savaş gemilerine ABD ve diğer NATO ülkelerinin askerleri yerleşebiliyor. Karadeniz’e kıyıdaş olan NATO üyesi ülkelerinin donanmaları Karadeniz’de sürekli ortak tatbikatlar da yapıyorlar. Rusya'ya gözdağı tatbikatına Türkiye dahil 21 NATO üyesi katılıyor.  Ayrıca NATO üyesi olmadıkları halde "Defender Europe 21"e katılan ülkeler var. Amerika'ya parmak kaldıran ülkeler: Bosna-Hersek, Kosova, Moldavya, Ukrayna ve Gürcistan. Rusya bu tatbikatı dikkatle takip ediyor. Takiple kalmıyor; askeri hareketliliği, sınırlara konuşlandırdığı birlikler dikkat çekici. Böyle bir durumda; dünya böylesine sıkışmışken Türkiye artık bir karar vermeli, kendi jeopolitik konumunu belirlemeli. Özetle şartlar Türkiye'nin batının deli gömleğinde kıvranmasına müsait değil!

Apr 12

8 min 10 sec

Cem Gürdeniz’i ve ailesini 20 yıldır tanırım. 2001 de Tv8'de Denizciler belgeselini yaparken tanışmıştık. O Deniz Kuvvetleri Komutanının Özel sekreteriydi ve belgeselin tüm koordinasyonunu o yapmıştı. İnanılmaz bir kurmay ve komutandır. Bölücü kesimin ve Türkiye’deki belli mihrakların nefret ettiği Mavi Vatan kavramının isim babasıdır ve deniz konusunda en kapsamlı bilgiye haiz isimlerden biridir. 2010'da Ergenekon,Balyoz sürecinde Fetö kumpasıyla içeri alınmış, 4 yıl tutuklu kalmış sonrasında beraat etmiştir. Tutukluluğu sırasında Silivri’de yaptığımız söyleşinin bir kısmını sizlerle paylaşmak istedim…

Apr 8

9 min 30 sec

Amerika'nın Türkiye Büyükelçisi Ross Wilson Montrö Anlaşmasını Türkiye'de gündeme oturtan isimdi! 3 Mart 2006’da gazetecilere; “Montrö Antlaşması oldukça açık. Ve biz Karadeniz’in uluslararası sularda bulunmasından kaynaklanan haklarımızdan yararlanmak istiyoruz. Yani gerektiğinde gemilerimiz buraya girebilir” demişti! ABD’nin Montrö Antlaşmasını ortadan kaldırmak için yaptığı atağın sebebi her tonaj, tür ve sayıda ABD gemisinin Karadeniz’e denetimsiz girmesini istemesiydi. Amerika'nın en büyük hayali Rusya'yı çevrelemek. Bunun en önemli kısmı Karadeniz'i denetimde tutmak, askeri gemilerini Karadeniz'e sokmak... Bu tartışmalardan 5 yıl sonra 2011 yılında Erdoğan "Türkiye Hazır Hedef 2023" adını verdiği bir basın toplantısında Karadeniz'i , Marmara'ya bağlayacak ve Kanal İstanbul adını alacak ikinci bir su yolu açılacağını açıklamıştı. Bu açıklama tüm Batı basınında manşete çıkmıştı. AFP, Reuters, Associated Press ve Bloomberg haber ajansları kanal projesini flaş haber olarak vermişti. Kanal İstanbul ile Montrö'yü ilişkilendirenlerden biri olarak, Kanal İstanbul’un Atlantik ötesinin isteği olarak gündeme geldiğini Amerika'nın Rusya'yı çevreleme planının parçası olduğunu ifade etmiştik. Amaç Montrö Sözleşmesinin diplomasi masasına gelmesi ve Karadeniz’e yabancı askeri gemilerin rahatça girip çıkmasıdır. Dünya 3. kez çatışma noktasındadır. Denizlerde ve karalarda hakimiyet savaşı daha da hızlanacaktır.

Apr 5

6 min 32 sec

Ailemde birçok devlet demiryolcu vardır. Bizim için Devlet Demiryolları kutsaldır. Annem çocukluğunu Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) kara trenlerinin lokomotiflerinde geçirdiğini kazanda pişen şeker pancarlarının nefasetini anlatırdı. Ben daha 6-7 yaşındayken trenle İstanbul’dan Ankara’ya halama yalnız gönderilirdim ve Nazım Hikmet şiirlerini ilk kez yemekli vagonda tanıştığım büyüklerimden duymuştum.  O nedenle son gelişmeler acı verici! Bu millet için efsane olan TCDD eritiliyor ve davul halkın boynunda, tokmak taşeron şirketlerin elinde.  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçenlerde Ekonomi Reform PAKETİ'ni AÇIKLADI .  Hacmi 280 milyar lirayı geçen Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) yeniden yapılandırılacakmış!

Apr 1

5 min 21 sec

Herkes bilsin ki Kemalizm,Tanzimatçılığın anti–tezidir. Yani Kemalizm Batıcılığın antitezidir! Kendisini Atatürkçü olarak tanımlamasına karşın Avrupa Birliği’ni savunan ve ona katılmak için egemenlik haklarından, ulusal bağımsızlıktan ödün verilebileceğini söyleyenler, Atatürk’ün şu satırlarını bir daha düşünsünler! “Milletimin ve ülkemin yararları gereği, tüm insanlığı oluşturan uluslardan her biriyle, uygarlık gereği dostluğa dayalı ilişkilere büyük  değer veririm. Ancak, benim ulusumu tutsak etmek isteyen herhangi bir ulusun, bu isteğinden vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım”.

Mar 29

11 min 56 sec

Yıllardır dayatılan YENİ ANAYASA’da ‘Türklüğün  yok edilmesi isteniyordu, hala isteniyor! Amerikalı Türkiye ‘uzmanı’, Henri Barkey, ‘Demokratik açılım, bu anayasa değişmeden yapılamaz!’ demişti. ‘Yeni anayasa’ ‘kürt meselesi’ni ‘halledecekti’! Kürt açılımına uygun bir anayasa, asıl hedefti. İşte andımızın yasaklanması bu süreç içinde ele alınmalı. 8 EKİM 2013'te Erdoğan:"Bal diyerek ağız tatlanmaz" demişti , "Her gün doğruyum diyerek doğru, her gün çalışkanım diyerek de çalışkan olunmaz" diye devam etmişti . Andımızın yazarı Reşit Galip’e ırkçı demişti O gün bugün uyutulan konu Danıştay'daki kurul üyelerinin değiştirilmesi sonucu gündeme geldi ve yasaklama kararı 13 Mart 2021’de alındı! Cumhuriyetimizin simgelerinden birine daha sessiz sedasız veda ettik!

Mar 25

6 min 44 sec

Bugün annemi kaybedeli 2 yıl oldu. 2 yıldır ıssızım, bir parçam eksik... Gülten Avar çok özel bir ruhtu. Her yaştan birçok kişi buna tanık oldu. Beni tanıyanlar bilir; aileme, dostlara ve  tanıdıklara günce tutmalarını, hatırat yazmalarını söylerim. Anneme de yıllarca anılarını yazması için ısrar etmiştim. Bir gün  çekmecesinden  bir defter çıkarttı, yazmıştı! Öylesine duru bir anlatımdı ki başlayınca bırakamadım...

Mar 21

6 min 34 sec

İlk paylaşım savaşı… 1914 kasım ayında Çanakkale’ye dayanmış İngiliz Fransız donanması… Osmanlı Almanya’yla aynı kanatta.. Alman komutanlar Osmanlı ordusunda.. Çanakkale cephesi komutanı Alman Liman Von Sanders Paşa ! 18 Martta 16 gemilik düşman filosu Boğazda ilerlemeye başlıyor.. Küçücük bir mayın gemisinin marifetiyle döşenen mayınlara çarpan üç düşman gemisi batıyor.. Top ateşi ile üç gemi daha haklanıyor. Ve düşman çekiliyor… Tüm bunlar 7-8 saat içinde oluyor.. Çanakkale geçilemiyor… Yarbay Mustafa Kemal, tarihe ‘mucize’ olarak geçecek bir savunmaya imza attı. 33 yaşındaydı. Kendi kararlarıyla savaştı. MİLLİ ruh onun yanındaydı.  8,5 ay boyunca bir gün bile dinlenmeden hem dışardan hem içerden kuşatılmış bir ülkeye ZAFERİ tattırdı. Yedi düvelin ‘Mucize’ diye adlandırdığı şey aslında MİLLİ RUHTU! Mustafa Kemal o ruhu şöyle anlatmıştı: ‘Karşı siperler arasında mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak… ki muhakkak. Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulmamacasına tümüyle düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir tereddüt bile göstermiyor. Okuma bilenler ellerinde Kuranı Kerim cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-i Şehadet çekerek yürüyorlar.. Çanakkale muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur!’

Mar 17

6 min 52 sec

101 yıl önce bugün, 16 Mart 1920'de sabaha karşı İngiliz Fransız, İtalyan ve Yunanlı deniz piyadeleri, İstanbul'u işgale başladılar. Harbiye ve Bahriye Nazırlıkları başta olmak üzere tüm hükümet binaları, telgraf merkezleri, Türk Ocağı Binası, karakol ve kışlalar, silah depoları ele geçirildi. Şehzadebaşı Karakolunda 6 er şehit edildi, 15'i yaralandı. İstanbul ve çevresinde sıkıyönetim ilan edildi. Gazeteler yasaklandı. Beykoz'da çeteci diye 27 taş ocağı işçisi öldürüldü. Direnişçi örgütlere üye olma ya da yardım etmeye ölüm cezası getirildi. Yalnızca Türkler'i yargılayacak özel askeri mahkemeler kuruldu. İngiliz birlikleri 16 Mart akşamı Meclis'i sardılar. Hüseyin Rauf ve Kara Vasıf Bey ve 85 milletvekili tutuklandı! 11 Nisan 1920'de Osmanlı Meclisi kapandı.

Mar 15

6 min 25 sec

14 mart Tıp Bayramı ilk kez Kurtuluş Savaşı'nın ortasında, 1919’da, işgal altındaki İstanbul'da tıp öğrencileri tarafından kutlandı. Bu bir kutlama değil bir isyandı! O öğrenciler arasında biri vardı. Çok özel bir öğrenci. Adı Hikmet’ti. Soyadı Boran. Hani ünlü Orhan Boran’ın babası olan Tıbbiyeli Hikmet adıyla maruf Hikmet Boran. 1901’de doğmuştu.Dünya en keskin dönemecini yaşıyordu.1945’te dünyanın en keskin 2.dönemecinde ölmüştü. Bir paylaşım savaşının ortasında büyümüş, 2. Paylaşım Savaşı sonunda ölmüştü. ..Bir tıp talebesiydi. 14 mart 1919’da İstanbul işgal altındayken ve gece gündüz vatanseverler düşman askerleri tarafından ‘avlanırken’, bir grup arkadaşıyla, fakülte binasına koca bir Türk bayrağı asmıştı. O bir öğrenci lideriydi ve henüz 18 yaşındayken, Sivas Kongresi'ne davet edilmişti. Vatan topraklarının kurtarılması için KONGRELER/ŞURALAR düzenlenmesi kararı alınmıştı ve Tıbbiyeli Hikmet 1919’da yurdun dört bir yanından gelen, 38 delegeden biri olarak tarihe geçti. Bu süreç BUGÜN için hayati önemdedir. Tıbbiyeli Hikmet'i anlamak da yol göstericidir. Tıbbiyeli Hikmet kısacık hayatı boyunca durup dinlenmeden vatan için çalıştı. Vatan için de öldü. 44 yaşındaydı. Sarıkamış’taydı. Karda mahsur kalan Mehmetçiklere ulaşmaya çalışmış, ciğerleri soğuğa dayanmamış, vereme yakalanmıştı. Ne yazık ki kurtarılamadı... O Atatürk’ün anlattığı Türk gençliğinin anıtıydı. 14 Mart Tıp Bayramları balo salonlarında değil, onun yaptığı gibi düşmana bayrak dikerek kutlanmalı! Tüm doktorlarımızın sağlık çalışanlarının Tıp Bayramı'nı kutluyoruz. Ben şahsen o kadar özel doktorlarla hemşirelerle hasta bakıcılarla karşılaştım öyle yardımlar aldım ki içim minnetle dolu. Annem yıllarca Yakacık Sanatoryumu idaresinde çalıştı. Çocukluğum hastane koridorlarında geçti. Yaşamım boyunca Tıbbiyeli Hikmet ruhunu yaşatan birçok doktorla karşılaştım. Onlara selam olsun. Onları asla unutmayacağım!

Mar 13

5 min 32 sec

Papa Françis 5 Mart'ta bir Cuma günü Irak’a ayak bastı. Irak’ta ne işi vardı diye soruyorsunuz. Papa bu! Vatikan'ın yani dünyanın en karmaşık en zengin dini şirketinin başı. Ayrıca Amerika'nın Kennedy'den sonra tarihteki 2.Katolik başkanı Biden’ın dini elçisi. Biden papaya ne diyor? : Umudun simgesi! Bunun tercümesi : Ortadoğu'yu parça pinçik etmek için atanan dini görevli. Biden koltuğuna oturur oturmaz hatırlayın ne demişti? "Savaşlardan ziyade hedef coğrafyaya demokratik müdahale!" İşte Barzani'nin bastırdığı hatıra pulu ve parçalanmış Türkiye haritası üzerindeki papa profili bunların simgesi. Biden’ın umudu tam da bu! Barzani ile barışmış bir YPG-PKK yönetimi ve 4 ülkeden koparılmış parçalardan oluşan Büyük Kürdistan!

Mar 11

5 min 51 sec

Dünya kadınlar Günü.. İlan eden Birleşmiş Milletler. Yani Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da, Yemen’de yüzbinlerce kadının katledilmesine sessiz kalan yapı… ABD güdümündeki bu yapı, Dünya Kadınlar Günü’nü, 1857’de bir fabrikada yanarak ölen Amerikalı işçi kadınların anısından çalmıştı. Bu topraklar Batının aksine komutan kadınların yaşadığı topraklardır. Tomrislerin yaşadığı topraklardır. Devlet yöneten kadınların tarihe ad yazdırdığı topraklardır. Bacıyan-ı Rum (Anadolu bacıları) örgütlerinin var olduğu topraklardır. Batıda cadı avları yapılırken kadın, Dede Korkut hikayelerinde kutsal varlıktır. Bu vatan -Kara Fatma, -Nezahat Onbaşı, -Kılavuz Hatice, -Tayyar Rahime, -Şerife Bacı, -Gördesli Makbulelerin erkeklerinin yanında bazen de onların önünde savaşarak kurdukları vatandır. Kızlarımız kendilerine öncüler ararken tarihe bakmalıdırlar. Tarihimizde küresel medyanın örnek olarak önümüze koyduğu robotlardan çok daha gerçek kişilikler vardır. Ve en zorlandığımız dönemde hatıraları bile elimizden tutup bizi ayağa kaldırıverirler! Bu özel günde sadece birkaç örnekle onları anmak istedim!

Mar 8

8 min 44 sec

Paramparça edilen devrim yasaları… Dün (3 Mart) çok önemli devrim yasalarından üçünün 97. Yıl dönümüydü. O nedenle 3 Mart’ı yayın günümüz olan bugün (4 Mart) anmak istiyorum.. Yıl 1924. Tam 97 yıl önce 3 Mart günü din ve devlet işleri birbirinden ayrıldı. Kanuna “Türkiye Cumhuriyeti'nde halkın işleri ile ilgili yasaları yapmaya ve yürütmeye yalnız Türkiye Büyük Millet Meclisi ile hükümet yetkilidir” ifadesi konuldu. 3 Mart tarihinde kabul edilen ikinci kanun, Tevhid-i Tedrisat Kanunudur yani Eğitimin birliği kanunudur. İlkokuldan başlayarak “eğitim birliği” ilkesine bağlı kalınacak , cumhuriyetimizin temel niteliklerine bağlı kuşakların yetiştirilmesi sağlanacaktır. Bu ikinci devrim yasasıydı. 3 Mart tarihli üçüncü kanun ise Hilafetin kaldırılmasıdır. 3 Mart 1924 günü Urfa Milletvekili Şeyh Saffet Efendi ve elli arkadaşının verdiği yasa önerisi kabul edilmiştir. Bu yasa önerisi Hilafetin kaldırılmasıyla ilgilidir. Dört yüz yıllık bir kurumun varlığına son verilmiştir. Metin Aydoğan o dönemdeki durumu ve tarihsel geçmişi çok güzel özetler. Çok farklı yönetim geleneklerine sahip Türklerin, tarihsel olarak Hilafet işleyişiyle bir ilişkisi yoktu ve olamazdı. Kurdukları devletler; güçlerini ruhanî dayanaklardan değil, yaşamın içinden ve katılımcılıktan alıyordu. Ancak, Fatih’ten sonra Türk yönetim geleneklerinden uzaklaşmaya başlayan Osmanlılar, yayılma ve daha büyük iktidar gücü peşine düşmüşlerdi. Güçlenme adına, dini devlet işlerine soktular ve yarı teokratik bir devlet haline geldiler. Geçmişleriyle çelişen bu eylem, devleti güçlendirmediği gibi, bozulmasının başlangıcı oldu. 2014 yılında yani yasalaştığı tarihten 90 yıl sonra ortadan kaldırılan Tevhid-i Tedrisat yani Öğretimde Birlik Kanunu da 3 Mart'ta hayata geçirildi. Mustafa Kemal, 16-21 Temmuz 1921’de Ankara’da toplanan Birinci Maarif Kongresi’nde yaptığı konuşmada; “Bir ulusu, özgür ve bağımsız, ya da tutsak ve yoksul yapan eğitimdir”; “Ulusları kurtaranlar, yalnız ve sadece öğretmenlerdir” demişti. Ordularımızın kazandığı zafer,eğitim ordusunun zaferi için yalnızca ortam hazırladı. Gerçek zaferi öğretmenler kazanacak, yaşatacak ve kesinlikle başarıya ulaştıracaktır. Bursa'da öğretmenlere böyle demişti. 3 Mart 1924’te çıkarılan 430 sayılı yasayla, eğitimde Öğretim Birliği (Tevhid-i Tedrisat) ilkesi kabul edildi. Öğretim Birliği Yasası, yalnızca mektep-medrese ikiliğini ortadan kaldırmadı. Yabancı okulların ve cemaat okullarının tümünü denetim altına aldı. Bu kısa ve öz anlatımı 16 Haziran 2020'de kaybettiğimiz sevgili dostum , arkadaşım Metin Aydoğan’ın çalışmasından aldım. Onu okuyunuz. Kuramsal Aktarım adlı bloğu takip ediniz. : http://kuramsalaktarim.blogspot.com Ne yazık ki bu temel devrim yasaları ters yüz edilmiş, paçavraya çevrilmiştir. Ama gün gelir hesap döner!

Mar 4

6 min 28 sec

Bizim pek bilmiş kibir abidesi uluslararası ilişkiler uzmanları ekranlarda diyorlar ki: " Vakit daraldı, Biden 'ya bizdensin ya onlardansın' diyor! Amerika Avrupa ittifakında yer almalıyız. Rusya'dan, Çin'den, İran'dan uzak durmalıyız! Batı ittifakına sığınmalıyız! S-400'leri hemen elden çıkarmalıyız. Biden ne diyorsa onu yapmalıyız." Söylediklerinin özeti bu! Cici çocuk olmak, Biden ne diyorsa yapmak zorundayız. Bu zavallı ekibe göre 'demokrat' olmak demek Biden'a ve Avrupa'ya biat etmek demek. Bu arada bu kadar okumuş yazmış insanların belli başlı soruları hiç sormamaları ne kadar ilginç! Yahu neden herhangi bir güç odağı ya da Biden efendi bir takım ülkelere demokrasi, insan hakları, özgürlükler getirmek istesin? Neden? Dünyanın bir köşesindeki demokrasi yokluğu Biden'ı niye gersin?

Mar 1

7 min 46 sec

Amerika'nın Yunanistan üzerinden Türkiye'yi kuşatmasına bir göz atın. Geçen yüzyıl başında İngiltere'nin Yunanistan'ı kullanma stratejisinin aynısı. Amerikan donanması Egedeki neredeyse bütün adalarda üs kurma hevesinde. Yunanistan'la askeri anlaşmalarında Yunanistan'ın tüm askeri tesislerini kullanma hakkı istedi. Bu anlaşmalar Hem Yunanistan'ı hem Türkiye'yi hedef alıyor. Aynı anda European Defender 2021 tatbikatı başlıyor. Bu yıl büyük bir katılımla gerçekleşiyor! Tatbikat Karadeniz ve Balkanlarda yapılacak. Bu çerçevede 23 şubat Salı günü Yunanistan'daki Dedeağaç ABD üssüne 1800 zırhlı araç, 150 saldırı helikopteri ve 20 bin asker geleceği basında yer aldı. ABD Türkiye sınırına 50 km olan Dedeağaç üssüne 7 ayrı seferde dev sevkiyat yapmayı planlıyor. Tatbikat senaryosu olarak belirlenen konu: Orta ve Doğu Avrupa'da Rus tehdidi. Güneybatımızda Girit Adasında da tarihte örneği görülmemiş derecede bir askeri yığınak yapılıyor. ABD'li Neocon yazar, hani şu 15 temmuz darbesini 5 ay önce yazan Micheal Rubin, Girit'i Amerika'nın en büyük üslerine benzetiyor! Ve makalesinde Girit ve Dedeağaç'taki, askeri yığınağın Türkiye kadar Rusya ve Çin'e yönelik olduğu mesajını veriyor.

Feb 25

7 min 57 sec

Geçenlerde basında bir haber: "Türkiye, F-35 programına tekrar dahil olabilmek için Amerika'nın en prestijli hukuk bürolarından birisiyle anlaştı. Arnold & Porter ile 6 ay için 750.000 $'lık bir anlaşma imzalandı." Haberi okuyunca tüm lobi hikayeleri aklıma geldi. Amerika bir lobiler ülkesi; aklınıza gelen tüm ekonomik ve siyasi manevralar, dedikodu, halkla ilişkiler, rüşvet ve şantaj karışımı bu oluşumlarla yapılıyor, hayata geçiriliyor. Amerika'yı en iyi tanıyan dış politika yazarlarından Yılmaz Polat Lobiler ve Ajanlar adlı kitabında Lobiciliğin bir sanayii olduğundan söz eder. On binlerce kişinin çalıştığı ve kasasına her yıl milyarlarca doların aktığı bir sanayi... Türkiye, özellikle Yahudilerin egemen olduğu lobilerle içli dışlıdır. Özellikle Tayyip Erdoğan'ın yakın ilişki sürdürdüğü bu lobiler Amerikan gizli servisleriyle de iç içe çalışırlar. Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde Türk hisse senetleri bile biraz önce adını zikrettiğimiz Arnold and Porter adlı Yahudi lobi şirketi tarafından pazarlanmıştır.

Feb 22

8 min 24 sec

Amerika'nın hayalini 2006 yılında Oslo'da arabuluculuk yapan bir profesör net ortaya koymuştu. Ünlü Prof. Johan Galtung 3 aşamalı Kürdistan modelinin aşamalarını şöyle açıklamıştı: Birinci aşamaya İNSAN HAKLARI adını vermişti. İnsan hakları aktivizminin tavana çıkarıldığı ilk aşamada Kürtlerin yaşadığı dört ülke Türkiye, Irak, İran ve Suriye'de insan hakları mücadeleleri hız kazanmalıydı! İkinci aşama Özerk eyaletler aşamasıydı. Türkiye, Suriye, Irak ve İran'da özerk otonom Kürt bölgeleri yaratılacaktı. Son aşamada ise dört Kürt özerk eyaleti bir araya gelerek Kürdistan Konfederasyonunu oluşturacaktı. Meraklısı incelesin: http://www.calpeacepower.org/0201/galtung_transcend.htm Kısacası 'Kürt Konfederasyonu' için özerk parçalar oluşturulması düşünülen 4 ülkeden Irak, Türkiye'nin emperyalizme verdiği eşsiz destekle parçalanmış ve bir Kürt özerk bölgesi, Türkmen, işbirliği yapmayan Kürt ve Arap aşiretlerin kanı pahasına kurulmuştu.  1991'deki Körfez savaşı, İncirlik'e Çekiç Güç'ün yerleşmesiyle sonuçlanmıştır! İsrail istihbaratı CIA ve bunların maşaları PKK, Barzani ve ilintili 'iş' adamları ve siyasiler bir dizi katliama imza atmışlardır. Çekiç Güç'e karşı çıkan asker, sivil, aydın birçok kişi faili meçhul cinayetlerle yok edilmiştir. Güneydoğuda Jandarma Bölge Asayiş Komutanları Hulusi Sayın, İbrahim Selen Çekiç Güç'e karşı çıkan iki korgeneraldir. Eşref Bitlis gibi onlar da öldürülmüşlerdir. Cem Ersever ve Mustafa Deniz ve Tuğgeneral Bahtiyar Aydın da katledilmiştir. Ortak özellikleri Çekiç Güç'e karşı olmaları ve emperyalist hedefi açıklamış olmalarıdır.

Feb 18

5 min 5 sec

Gara bölgesinde 6 yıldır rehin tutulan 13 vatandaşımız şehit edildi. Tam da Amerika'nın Irak'tan Suriye kuzeyine yani Barzanistan'dan Sincar'a bir koridoru kalıcılaştırma çabası varken. O zaman acaba bu başımıza gelen dost ve müttefik ülkeden bir mesaj mı?! Çünkü Amerikan heyetinin, Bret Mc Gurk'ün ve sahada çalışan diğer memurların yol haritası belli. Saygı Öztürk dünkü yazısında dile getirmiş: Barzani çatısı altındaki 6-7 bin ENKS Peşmergesinin, Irak'tan Suriye kuzeyine gönderilmesi ve Suriye'de tüm Kürt oluşumların tek çatı altında birleşmesi ve özerk yapının ilanı hedefleniyor. Hatta çok ilginç bir başka laf da var; Suriye'deki Bu Kürt oluşumuna 'Arap gücü' adı altında IŞID elemanları da katılacakmış. Malum onlar da Amerika'nın sahadaki memurları, iş bitiricileri. PKK, IŞID, Barzani vs sonuçta hepsinin sadakat göstereceği yer Washington'dur, bilmeyenlere duyurulur!

Feb 15

6 min 21 sec

Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevleri ve yetkileri arasında yeni bir anayasa yapmak yoktur. Milli Merkez Genel sekreteri Haluk Dural önemli bir noktayı dikkatimize sunuyor: Milletvekilleri Mecliste yemin ederken "...Anayasaya sadakatten ayrılmayacaklarına dair..." namusları ve şerefleri üzerine ant içerler. Bu durumda eğer milletvekilleri "yeni anayasa" yapmaya kalkarlarsa yeminlerini çiğnerler ve her şeye rağmen yine de yeni anayasa yaparlarsa, kendilerinin milletvekili seçilmelerini sağlayan yürürlükteki "anayasayı ilga etmiş olurlar. Bu durumda kendi meşruiyetleri, milletvekillikleri de ortadan kalkar! Sonuç olarak; TBMM ve Meclisteki milletvekilleri mevcut anayasanın amir hükümleri çerçevesinde "Yeni Anayasa" yapamazlar. Haluk Dural’ın Makalesi: https://www.dunya48.com/haluk-dural/32676-bu-meclis-yeni-anayasa-yapamaz

Feb 11

5 min 36 sec

Anladığım kadarıyla okullarda üniversitelerde bulunan çeşitli kulüpler topluluklar içine çeşitli partiler sızıyor ve gençler mutlaka bir partinin militanı haline getiriliyor sonunda da buna uymayan topluluk dışında kalıyor. Bu gibi topluluklara farklı amaçlarla yaklaşan dışardan kişiler veya öğretim üyeleri yüzünden gençlerin çoğu bu gibi topluluklardan uzak durmaya çalışıyor. Geçenlerde yayınlanan anketlerde bu ve benzer nedenlerden dolayı gençler arasındaki örgütlenme düzeyinin yüzde 5'lere kadar düştüğü görülüyor. Geçen akşamki dertleşme beni çook gerilere kendi gençliğime o dönemin tartışmalarına götürdü. O yıllarda Türkiye yine bir ateş topunun içinden geçiyordu. Sokaklarda kıyamet kopuyordu. 71'de askeri Amerikan darbesi sonucu 3 genç asılmıştı! 10 binden fazla kişi gözaltına alınmıştı. yaşadığımız travmayı düşünün!

Feb 8

10 min 32 sec

18-20 yaşlarındaki genç insanların/öğrencilerin Cumhurbaşkanı tarafından terörist olarak nitelenmesini, İçişleri Bakanlığından Diyanete, tüm yetkililer tarafından hedef tahtası haline getirilmelerini, ülkeyi kutuplaştırma ve birbirine kırdırma politikasının bir adımı olarak değerlendirdiğimi söylemiştim. 70'lerde bizim kuşak en büyük, en kanlı öğrenci olaylarının içinden geçtik. Boykotlar, çatışmalar, bir çok yaralanma ve ölümü birebir yaşadık. Bizlerin gençliği bir travmalar bütünüdür. O dönemde devreye giren provokatör sayısı inanılmazdı. Hükümetler bu yaşananlardan pek ders almışa benzemiyor. Eğer olaylar içine karışan teröristler, provokatörler varsa Hükümet İçişleri Bakanlığı ve güvenlik güçleri bunları bulmak ve öğrencilerin arasından çıkarmakla yükümlüdür. Sabah akşam, çoluk çocuğu terörist olarak yaftalamak asıl teröre davetiye çıkarmaktır.

Feb 4

10 min 26 sec

Hillary'nin kanal kanal dolaşıp tanıtımını yaptığı kitabı adı Kobani'nin Kızları. Ahh çok dokunaklı! "PKK'lı kahraman kadınlar IŞID'a karşı cansiperane savaştı" konulu kitap işte böyle bir hanımın kitabı. Bunu ekrana aktaracak olan da eli kanlı eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve kızı. Film ve dizi piyasasına tepeden dalan sadece onlar değil. Eski başkan baba Clinton da medyayla hayli içli dışlı. "Başkan Kayboldu" isimli romanı filme çekilecekti. Pandemi dolayısıyla çekimler ertelendi. O da ikinci romanına hız verdi. Kitap birkaç ay sonra raflarda yerini alacak. Gelelim diğer eski başkan ve hanımına: Barack ve Michelle Obama. Onlar da 2018'de bir film şirketi kurmuştu. Şirketin adı Higher Ground Production / Yüksek zemin Yapım. Netflix'e film ve belgesel üretmek için bir anlaşma imzaladılar. Obama prodüksüyon şirketinin "dünya insanları arasında daha fazla empati ve anlayışı teşvik etmesini" amaçladıklarını söyledi. New York Times'ta çıkan röportajında da iktidarları doğrudan eleştirmek yerine topluma ilham verici hikayeler sunarak etki yaratmaktan söz etmişti. *Psychological Strategy Board

Feb 1

9 min 35 sec

Amerikan ve Avrupa Yeşil Anlaşması Yeni Dünya Düzeninin yeni adı. Bu dünyayı bu hale getiren, kaynakları sömüren, yok eden, zehre boğan, ölüm tohumları eken, süper zengin aileler yine iş başında! Bu kez iyilik meleği, doğa koruyucusu, iklim hamisi falan pozunda. Bunun için şizofren bakışlı küçük kızları kullanmakla kalmıyorlar; tüm toplumların üzerine kendi suçlarını yıkıyorlar. 4. endüstri devriminden anladıkları tüm teknolojik değişimlerle sarılı insanın her aldığı nefesin izleneceği ve denetleneceği. Prof. Schwab Google, Facebook, Twitter gibi yeni kuşak teknolojilerin hükümetlere toplum denetimi konusunda yeterli aracı sağladığını söylüyor. Artık hepimizin ne düşündüğünü, ne yapacağını biliyor, izliyorlar! Schwab ayrıca diyor ki; 4. Endüstri Devrimi, bizi fiziki biyolojik ve dijital bir karışıma sürükleyecek ve bunlar arasında çok konuşulan insan vücuduna yerleştirilecek mikroçiplerden de söz ediyor.

Jan 28

9 min 55 sec

Sanatçılığı kadar gazeteciliği ile de öne çıkan Attila İlhan'ı anmak istedim. TV 8 zamanı. Vefatından 1 yıl önce falan. Mutad Salı, Perşembe saat 15:00 buluşmalarında hayatımızı değiştirecek konulara değinip geçerdi. Zamanla o konuları düşünmeye başlar hazmederdik. Türkiye'de Batı hayranlığı, özenti duruştan söz ediyorduk. "Medeniyet nedir ki?" diye sormuştu. Ve cevaplamıştı: "Üç ayağı vardır 'Medeniyet'in: Akıl, metot ve sentez." Önce kendimizi tanıyacağız diyordu. Ülkemizi, milletimizi... Nasıl yapacağız bunu? Aklımızı kullanarak. Kendimizi tanıdıktan sonra sıra "metod"u bulmaya gelir. hangi metotla yola çıkacağız? Metodu bulduktan sonra sentez yapabiliriz. Akılla Metodu birleştirip senteze ulaşamadıkça orijinal üretim yapamayız demişti. Batıya bağımlı özenti olarak kalırız. Çünkü aklımızı kullanmıyoruz. Metot bize ait değil, sentez de ortada yok; yani Ürün Türk değil!

Jan 25

8 min 54 sec

Öyle bir gün ki 24 ocak 8 yıl arayla iki vatan evladını o gün şehit verdik! Gaffar Okkan'ın katlinin üzerinden 20 yıl geçti. Diyarbakır ve tüm Türkiye hala kaybına ağlıyor. Çocuk yaşlı genç herkese bir iyiliği dokunmuştu. Ve bu tavrıyla oyun bozuyordu! Asla unutulmayacak ve mesleğindekilere örnek olacaktır. Ruhu şad olsun. Gazeteci Uğur Mumcu da 8 yıl önce aynı uğursuz günde 24 ocakta katledildi! Gerçek bir gazeteciydi. Hani bugün bu mesleğin çokça sahtesi var ya... 1993 yılıydı evinin önünde öldürüldü. Ölümünü isteyenler belliydi. Son 6 ayda yazdıklarını okuyun demişti ağabeyi Ceyhun Mumcu. İlgi alanı Ortadoğu özellikle de istihbarat servisleri ile iç içe geçen etnik gruplar dinci gruplardı. Amerikan ve İsrail istihbarat örgütleri ile Molla Mustafa Barzani ilişkisini Türkiye'de ilk o yazdı...

Jan 23

6 min 31 sec

Bugün Beyaz Saray'da Biden'ın ilk 24 saati bitti. Türkiye ve bölgeye tavrı daha ilk gün içinde kendini belli etti. Birileri ekranlardan Biden ve ekibini güzellemek için ne yapacağını şaşıradursun, Biden'ın Dışişleri Bakanı Adayı Antony Blinken 'SÖZDE STRATEJİK ORTAK TÜRKİYE' diyerek S-400'lerle konuya girdi. Antony Blinken 15 Temmuz'dan sonra Türkiyeyi ziyaret eden Obama'nın Dışişleri Bakan Vekili ve Ulusal Güvenlik Danışmanıydı. Saldırgan dış politikaların mimarı olarak öne çıkan bir isim. Pentagon ile büyük şirketler arasında askeri projelerde aracılık yapan bir şirketin adamı Blinken. Daha göreve gelmeden Türkiyeye karşı takındığı tehditkar tavır hiç de şaşırtmadı. Biden'ın Savunma Bakanlığı koltuğu için önerdiği Lloyd Austin ise İran'ı tehdit ederek işe başladı. Henüz koltuğuna oturmadan İran'ın Amerika ve müttefikleri için tehdit olduğunu söyledi İran'ın ilk hedef olduğunu ima etti! Ulusal Güvenlik Danışmanlığına getirilen Jake Sullivan Libya ve Suriyede örtülü operasyonun planlayıcılarından biri Hillary Clinton'ın yardımcısıydı ve yine Biden'ın Dış İşleri ekibinde bir hanım var; Birleşmiş Milletlere Büyükelçi olarak düşünülen Linda Thomas Greenfield. Özellikle Afrikadaki müdahalelerin mimarlarından biri. Biden'ın dışişleri çevresindeki tüm isimler Libya, Suriye, Irak'ta kan operasyonlarında dahli olan isimler. Mesela Nicholas Burns Afganistan ve Irak işgalinde NATO'da Amerika'nın elçisiydi. 2008'den beri Amerikan Ordusu adına lobi faaliyeti yapıyor. Epeyce kadın var Biden kadrosunda. Mesela Avril Haines, Obama döneminde Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) Başkan yardımcısıydı. Oldukça karanlık bir sicili var. Samantha Power bir başka Libya ve Suriye'de kan akması için çok çabalamış bir hanım. Obama'nın İnsan Hakları Direktörü ve BM Büyükelçisiydi. Yemen Savaşına destek verenlerden. Yüzbinlerce insanın ölümünden sorumlu bir hanım. Susan Rice Obama dönemi BM Büyükelçilerinden bir hanım daha! Libya ve Suriye işgalinin mimarlarından. Sahte belgeler düzenleyerek Libya'yı, Suriye'yi kana boğanlardan o da! Ha bir de 2014 İsrail'in Gazze bombalamasını savunanlardan biri bu hanım ve tabi şu Bret McGurk den de sözetmeliyiz. Obama'nın IŞID ile Mücadele Özel Temsilcisiydi. Hani şu PKK'lılarla boy boy fotoğraf çektiren, onlara ödüller takdim eden, Hollywood kaçkını pozlar veren özel temsilci... Biden döneminde Ortadoğu ve Kuzey Afrika masasının başına getiriliyor.  İşte Biden'ın dışişleri ekibi bunlar. Kısacası Biden'ın kadrosu Pentagonsever bir kadro. İşgal ve örtülü operasyonları seven bir kadro. Ve bu kadronun Ortadoğu öncelikleri Trump dönemiyle aynı. Şimdi Amerikanın dışpolitikalarındaki ana başlıklara bakalım:

Jan 21

9 min 57 sec

Barzani peşmergeleri Amerikan yardımları sonucu kanları iyice bitlenen Suriye PKK'sından hiç memnun değil. Kendi alanını korumakta zorlandığını hissediyor... YPG'nin Suriye'den Irak topraklarındaki kamplara giriş çıkışına dayanamıyor ve sık sık silahlar konuşuyor. Gülünç olan Barzani yönetiminin suriye PKK'sını sıksık Amerika'ya şikâyet ediyor olması. Barzani Amerikalılardan PKK-YPG'nin geçişlerini önlemek için Habur Sınır Hattına asker konuşlandırmasını bile istedi! İki Kürt grup arasında alan hakimiyeti için çatışmalar hızlanırken Amerika da Rusya da "aaa kuş geçiyor" durumunda. Amerika'nın Irak'taki Kürt Gruplar arasındaki çatışmalara bakışı "yesinler birbirini, kalan sağlara bakarız" şeklinde. İşin ilginci Amerika Irak'taki Kürt grupların çatışmasını körüklerken Suriye'deki Kürt gruplara birleşmeyi telkin ediyor... Bahsi geçen Haber Türk Yayını: Akılda Kalan - 1 Eylül 2016 (Banu Avar-Ersan Şen)ᴴᴰ

Jan 18

8 min 18 sec

Adı James Steele! Albay Steele olarak bilinir... Amerikan ordusunun üstün hizmet madalyalı albaylarından biri. Vietnam'dan İran'a Orta Amerika'dan Irak'a onlarca gizli operasyona karışmış eli kanlı biri. Neden bize durup dururken Amerikan ordusunun en nam salmış katillerinden birini anlatıyorsun diyebilirsiniz. Çünkü bunlardan bizim coğrafyamızda çok var. Onları tanımak Amerika'nın yurtdışı operasyonlarını anlamak için gerekli.

Jan 14

7 min 57 sec

Hangi medya, hangi gazeteci, hangi iletişim? İletişim çağındayız ve dışarıdan gelen teknolojilerle iletişimimizi en üst seviyeye getirdik derken birileri Whatsapp'ın aslında istihbarat örgütlerine bilgi topladığını ya da şirketlerle bilgileri paylaştığını falan keşfetti ve yeni mecralara yelken açmaya başladık. E Günaydın; bu başından beri belli değil mi? Öte yandan bugün güya dünya çalışan gazeteciler günü! Dünya ve gazeteciler yanyana gelince aslında akla Amanpour, Arwa Damon Clarissa Ward gibi medya şeytanları ya da ölüm melekleri geliyor! Onlar en yakın tarih Suriye’de gördüğümüz gibi Pentagonun emrettiği haberleri yaratmakla görevli memurlardır. Gazetecilikle ilgileri bu kadardır.  Size Yürütme yasama ve Yargıdan sonra DÖRDÜNCÜ KUVVET olarak tanımlanan batı medyası ile ilgili küçük bir derleme sunmak istiyorum. Şunu herkes kafasına soksun ki artık medya "sahiplerinin sesi"nden başkasına yer açılamayan bir mecra haline gelmiştir. Batıda 14 medya grubu tüm haberleri şekillendirmektedir: 21st Century Fox Bertelsmann CBS Corporation Comcast Hearst Corporation Lagardère Group News Corp Organizações Globo Sony Televisa The Walt Disney Company Time Warner Viacom Vivendi gibi isimler var bu 14 şirket arasında…

Jan 10

5 min 38 sec